Tokat-Reşadiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Bilişim Teknolojileri Alanı 12-D Sınıfı

Tokat-Reşadiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Bilişim Teknolojileri Alanı 12-D Sınıfı

Gökhan KILIÇ-Recep TÜRK
 
AnasayfaKapıTakvimGaleriSSSKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Leman Sam-Kıyamam Sana
Çarş. Mart 17, 2010 5:48 pm tarafından BTA

» Leman Sam-Rüzgar
Çarş. Mart 17, 2010 5:47 pm tarafından BTA

» Komik Videolar 3
Çarş. Mart 17, 2010 5:44 pm tarafından BTA

» Komik Videolar 2
Çarş. Mart 17, 2010 5:43 pm tarafından BTA

» Komik Videolar 1
Çarş. Mart 17, 2010 5:41 pm tarafından BTA

» Leman Sam - Anladım
Salı Mart 09, 2010 6:32 pm tarafından BTA

» Alışveriş Merkezinde Kız Kavgası
Ptsi Mart 08, 2010 11:35 am tarafından BTA

» Canı Sıkılan Anket Çözmeye
Cuma Mart 05, 2010 12:29 am tarafından BTA

» Samsung B3410W Ch@t
Perş. Mart 04, 2010 11:34 pm tarafından BTA

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Forumlar
Ortaklar
bedava forum

Paylaş | 
 

 3 yoldan başka yol yok...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
BTA
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 244
Points : 732
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 28/02/10
Yaş : 25
Nerden Nerden : TOKAT/Reşadiye

MesajKonu: 3 yoldan başka yol yok...   Çarş. Mart 03, 2010 10:46 pm

3 yoldan başka yol yok...


بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Onüçüncü Söz'ün İkinci Makamı
(Cazibedar (çekici) bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir (karşılıklı konuşmadır).)

Bir kısım gençler tarafından şimdiki aldatıcı ve cazibedar (çekici) lehviyat (eğlence) ve hevesatın (heveslerin) hücumları karşısında "âhiretimizi ne suretle kurtaracağız" diye, Risale-i Nur'dan meded (yardım) istediler. Ben de Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi (manevi kişiliği) namına onlara dedim ki: Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda üç yoldan başka yol yok.

Birinci yol: O kabir, ehl-i iman (iman sahipleri) için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.

İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet (haram) ve dalalette (sapkınlıkta) gidenlere, bir haps-i ebedî (mühebbet hapis) ve bütün dostlarından bir tecrid (ayrılış) içinde bir haps-i münferid (hücre hapsi), yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.

Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr (inkarcılar) ve dalalet (sapkınlar) için bir i'dam-ı ebedî (sonsuz yok oluş) kapısı... Yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini i'dam (yok) edecek bir darağacıdır (idam sehpasıdır). Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir (açıktır), delil istemiyor, göz ile görünür.Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde öyle büyük dehşetli bir mes'ele karşısında bîçare (çaresiz) insan; o i'dam-ı ebedî (sonsuz yok oluş), o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden (hücre hapsinden) kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkiye (sonsuz âleme), bir saadet-i ebediyeye (sonsuz mutluluğa) ve âlem-i nura (nurlar âlemine) açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi; o insanın dünya kadar büyük bir mes'elesidir.Bu kat'î (kesin) hakikat, bu üç yol ile bulunduğunda ve bu üç yolun da mezkûr (bahsedilen) üç hakikat ile olacağını ihbar (haber) eden yüzyirmidört bin muhbir-i sadık (doğru haberci), ellerinde nişane-i tasdik (doğruluklarının kanıtı) olan mu'cizeler bulunan enbiyalar (peygamberler) ve o enbiyaların (peygamberlerin) haber verdikleri aynı haberleri, keşf ve zevk ve şuhud (şahidlik) ile tasdik eden ve imza basan yüzyirmidört milyon evliyanın aynı hakikate şehadetleri ve hadd ü hesaba gelmeyen muhakkiklerin (hakikat alimlerinin), kat'î (kesin) delilleriyle -o enbiya (peygamber) ve evliyanın verdikleri aynı haberleri- aklen ilmelyakîn (ilim ile kesin olarak bilme) derecesinde {*: Onlardan birisi Risale-i Nur'dur. Meydandadır.} isbat ettikleri ve yüzde doksandokuz ihtimal-i kat'î (kesin olasılık) ile "i'dam (yokluk) ve zindan-ı ebedîden (sonsuz zindandan) kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye (sonsuz mutluluğa) çevirmek, yalnız iman ve itaat iledir." diye ittifaken (hepbir ağızdan) haber veriyorlar.
Acaba yüzde bir ihtimal-i helâket (mahvolma olasılığı) bulunan bir tehlike yolunda gitmemek için, bir tek muhbirin (habercinin) sözü nazara (dikkate) alınsa ve onun sözünü dinlemeyip o yolda giden adamın, endişe-i helâketten (mahvolma endişesinden) gelen elem-i manevî (ruhani sıkıntı), onun yemek iştihasını kaçırdığı halde; böyle yüzbinler sadık(doğru) ve musaddak (doğruluğu onaylanan) muhbirlerin (habercilerin) yüzde yüz ihtimal ile, dalalet (sapkınlık) ve sefahet (haram) göz önündeki kabir darağacına (idam sehpasına) ve ebedî haps-i münferidine (mühebbet hücre hapsine) kat'î (kesin) sebeb olduğunu ve iman, ubudiyet (kulluk) yüzde yüz ihtimal ile o darağacını (idam sehpasını) kaldırıp, o haps-i münferidi (hücre hapsini) kapatıp, şu göz önündeki kabri, bir hazine-i ebediyeye (sonsuz hazineye), bir saray-ı saadete (mutluluk sarayına) açılan bir kapıya çeviriyor diye ihbar eden ve emarelerini (örneklerini) ve âsârlarını (eserlerini) gösterdikleri halde, bu acib ve garib ve dehşetli ve azametli mes'ele karşısında bulunan bîçare (çaresiz) insan ve bahusus (özellikle) müslüman eğer iman ve ubudiyeti (kulluğu) olmazsa, bütün dünya saltanatı ve lezzeti bir tek insana verilse; acaba o göz önündeki, her vakit oraya çağrılmasına nöbetini bekleyen bir insana verdiği o endişeden gelen elîm elemi (şiddetli sıkıntıyı) kaldırabilir mi? Sizden soruyorum.
Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar (ölümler) o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalalet ve sefahet (sapkınlar ve beyinsizce haramlara dalanlar) yüzbin lezzeti ve zevki alsa da, yine o manevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar. Fakat pek kalın gaflet (vurdumduymazlık) sersemliği muvakkaten (geçici olarak) hissettirmez.
Madem ehl-i iman ve taat (iman ve itaat edenler), göz önünde gördüğü kabri bir hazine-i ebediyeye (sonsuz hazineye), bir saadet-i lâyezalîye (yok olmayan mutluluğa) kendisi hakkında bir kapı olduğunu ve o ezelî mukadderat (başlangıcı olmayan kader) piyangosundan milyarlar altun ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi iman vesikasıyla (senediyle) ona çıkmış. Her vakit "Gel biletini al!" diye beklemesinden derin, esaslı, hakikî lezzet ve zevk-i manevî öyle bir lezzettir ki; eğer tecessüm etse (vücud bulsa) ve o çekirdek bir ağaç olsa, o adama hususî (özel) bir cennet hükmüne geçtiği halde; o zevk ve lezzet-i azîmeyi (muazzam lezzeti) terkedip, gençlik saikasıyla (sebebiyle), o hadsiz elemler ile âlûde (bulaşık) zehirli bir bala benzeyen sefihane (haramlara düşkün olarak) ve heveskârane (heveslerine uyarak) muvakkat (geçici) bir lezzet-i gayr-ı meşruayı ihtiyar eden (Allah'ın rızasına uymayan lezzeti seçen), hayvandan yüz derece aşağı düşer. Ecnebi dinsizleri gibi de olamaz. Çünki onlar, peygamberi inkâr etseler, diğerlerini tanıyabilirler. Peygamberleri bilmeseler de Allah'ı tanıyabilirler. Allah'ı bilmeseler de kemalâta medar (olgunluğa kaynak) olacak bazı güzel hasletler (huylar) bulunabilir. Fakat bir müslüman; hem enbiyayı (peygamberi), hem Rabbini, hem bütün kemalâtı (Ahlak ve huy güzelliğini) Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm vasıtasıyla biliyor. Onun terbiyesini bırakan ve zincirinden çıkan daha hiçbir peygamberi (A.S.) tanımaz ve Allah'ı da tanımaz. Ve ruhunda kemalâtı (ahlakı) muhafaza edecek hiçbir esasatı (düsturu) bilemez. Çünki peygamberlerin en âhiri (sonu) ve en büyükleri ve dini ve daveti umum nev'-i beşere (tüm insallığa) baktığı için ve mu'cizatça ve dince umuma faik (genele üstün) ve bütün nev'-i beşere (insanlığa) bütün hakaikte (hakikatlerde) üstadlık edip, ondört asırda (1400 yıldır) parlak bir surette (şekilde) isbat eden ve nev'-i beşerin medar-ı iftiharı (insanlığın övünç kaynağı) bir zâtın (kişinin) terbiye-i esasiyelerini (terbiye düsturlarını) ve usûl-ü dinini (dini usullerini) terkeden, elbette hiçbir cihette (tarzda) bir nur, bir kemal (olgunluk) bulamaz. Sukut-u mutlaka (mutlak alçaklığa) mahkûmdur.
İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine mübtela (bağımlı) ve endişe-i istikbal (gelecek endişesi) ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler (çaresizler) ! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini (mutluluğunu), rahatını isterseniz; meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz(başvurunuz). O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşru (haram) dairedeki bir lezzetin içinde bin elem (sıkıntı) olduğunu sâbık beyanatta (yukarıda bahsedilen açıklamada) elbette anladınız. Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hâdisatını (olaylarını), sinema ile halihazırda gösterdikleri gibi; istikbaldeki ahval dahi (gelecekteki hallerde), - meselâ elli sene sonraki halleri - bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet (haram zevk ve eğlence yolunda gidenler) şimdiki güldüklerine yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar. Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru (sevinci) isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (A.S.M.) (Muhammed A.S.M öğrettiği terbiyeyi) kendine rehber etmek gerekir.

BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSİ (GENÇLİK REHBERİ, 13.Sözün 2. Makamı)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://resadiye-eml.yetkinforum.biz
 
3 yoldan başka yol yok...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Tokat-Reşadiye Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Bilişim Teknolojileri Alanı 12-D Sınıfı :: Genel Kültür :: İslam Dünyası-
Buraya geçin: